İNCİNMEK Hakkında…

Standard

mirkohanak

Acının en inciten yanı, verdiği hasardan ziyade başımıza gelebiliyor olmasıdır! Zira acı çekebiliyor olmak, bize İNCİTİLEBİLİR olduğumuzu fark ettirir…

Tüm genetik hafızamız ve çocukluktan kalma kayıtlarımız, değerli şeylerin üstüne titrenildiğine, onların özenle korunup sakınıldığına, sırf onlara zarar gelmesin diye bir çok şeyin gözden çıkartıldığına ve incitilebilir olan şeylerin gözden çıkartılabilir… yani değersiz olduğuna işaret etmektedir.

Bize acı veren, yapılmış olan hareket, başımıza gelen olay filan değil… basbayağı bu kayıtlardır!

Biz incitici bir durumla karşılaştığımızda, etrafımızdaki herkesi korunmuş ve sarmalanmış, kendimizi ise ”De Get’lenmiş” hissederiz.

OYSA; kişisel veya kitlesel BÜTÜN saygısızlıkların ardında hep zalimin bilgisizliği ve öze-güvensizliği vardır… Mağdurun değersizliği değil!

Bizi incitenler, SAPA YOLLARIN insanları tarafından atılmış adımlardır… Onlar bizim önemsizliğimizle değil, onların özensizliği ile ilgili seçimlerdir. İnsanlar birbirlerini, aslında kendi yüklerini ve görevlerini önemsemedikleri, gerçeği görmedikleri, hayatı nasıl yürümek gerektiğini öğrenemedikleri için incitirler!

Tıpkı bizim de yaptığımız gibi…

İncinen insan bir kaç SAPA YOLA sapar;

– Küser ve hayattan geri çekilir… Zira azlık ve önemsizliği kabul etmek, heves edip hayal kırıklığına uğramaktan daha güvenli gelir.

– Hırçınlaşır ve kalbini köreltir… Zira alem buysa, alıcı kuş olmak av olmaktan yeğdir.

– ”Gönüllü Kurban” olur… Zira kibiri vaz geçmesine izin vermediği için, acı veren her şeyi fethe soyunur… Tekrar ve tekrar aynı yerden kendini incittirir.

– Yüzsüz olur… Zira hayatın içini boşaltmadan, her şeyi ve herkesi ”kendisini gördüğü kadar önemsiz” bir hale getirmeden huzur bulamaz.

Bu yollara sapmamış, kendisini ve etrafındakileri – bilerek ya da bilmeyerek – incitmesine neden olan bu çıkışsız deneyimlere, çözüm sanıp da sarılmamış bir insan evladı yoktur…

Leonard Cohen ”The Guests”de şöyle der;

”Bir bir geliyor misafirler… Birer birer giriyorlar kapıdan içeri… Hepsinin kalbi kırık, Ve pek azı onu hala açık tutuyor! Kimse bilmiyor nereye akacak onca şarap… Kimse bilmiyor nereye varacak gecenin sonu… AH SEVGİLİ, nasıl da muhtacım sana!”

Gerçekten de hepimizin kalbi kırıktır… Ve pek azımız onu hala AÇIK tutmayı, hala hayatla aşk halinde olmayı, hala büyümeyi, ve yürümeyi, ve denemeyi, ve sevmeyi göze almıştır…

Biz incitilemez olduğumuzu sergileyerek diğerlerinden üstün olmaya gayret ederken, hayat bizi kırıklarımızla eşitlemektedir…

Kırıklarımız bizim hayatı ve diğerlerini anlamamızı, aptal ve fazla korunmuş bir çocuk gibi kalmamamızı, RAĞMEN yapmayı göze almamızı, halden bilmemizi, esnek ve olgun ve hazımlı olmamızı sağlayan, öğretmenlerimiz…YANİ BOŞ KİBİRİMİZİN KALE DUVARLARINA AÇILMIŞ, IŞIK SIZDIRAN PENCERELERİMİZDİR!

Hayat bizi korumak için icat edilmiş bir ana kucağı değil, kendimizi gerçekleştirmemiz, kontratlarımızı yerine getirmemiz için dizayn edilmiş bir yoldur. Ve – biliyorum şimdi ahhh ahhh benimki çoook ağırrr  diye iç çekişlerle kendinizi pohpohluyorsunuz ama :))) – kimse kaldıramayacağı yükü yüklenmemiştir.

Geliştirmemiz gereken bütün farkındalıklar, kaçındığımız ama genlerimizde açığa çıkmayı bekleyen bütün erdemler, YÜKLERİMİZDE saklıdır.

Ve ömrümüzün hikayeleri, ”öze-güvensizliğimiz yüzünden bir türlü göremediğimiz bir şefkatle sarmalanmıştır…

Yani biz ÖNEMSENMEKTEYİZ!

ÖNEMLİYİZ ZİRA İŞİMİZ; tembel, ve ürkek, ve kaçak oynamayı seven, ve kendi dramlarına sığınıp seçtği sapa yolları meşrulaştıran insan evladının genetik kodlarını, becerebildiğimiz kadar cesurca bir çabayla düzeltmektir!

Siz siz olun, incitilebilirliğinizi bir öz-değer çıkmazı haline getirmemeyi hatırlayın. Ve sizi incitenlere baktığınızda, kendi çaresizliğinizi değil onların incinmişliğini ve verimsiz seçimlerini görün.

O zaman ÇARE sizi bulur 🙂

O zaman çözümsüz çatışmalarla vakit kaybetmek yerine hayatın şefkatli elinin aslında hep omuzumuzda durduğunu ve çok sevildiğimizi fark etmek, ve bunun getirdiği ÖZE-GÜVEN ile, aydınlık ve verimli yollar seçmek mümkün olur…

IBRAHIM MALOUF- TRUE SORRY … Gerçekten Pişman

http://www.youtube.com/watch?v=HXzv7P7qGdM

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s