KİBİR Hakkında…

Standard

by Andre Kohn

by Andre Kohn

Sorsanız kimse varlığını kabul etmez… Ama insan’ın en büyük zaafı KİBİR’dir 🙂

Hatta pek çoğumuzun canına okuyan ”değersizlik kaygısı” dahi kibirin öz kardeşidir…

Gözle görünen kibrin altında bastırılmış değersizlik korkusu, gözle görünen değersizlik korkusunun altında ise çarpıtılmış ve abartılı bir önemsenme ihtiyacı yani yine kibir yatar.

Batı kültüründe KAYBEDEN olmak başa gelebilecek en beter şey gibidir… Doğu’da bu halin adı DÜŞMEK’tir. Ve böyle haller hiç bir kültürde makbul değildir.

İnsanlık tarihinin GÜÇ tarihi olması şaşırtıcı olmasa gerek… Resmi tarih kazananların ”kusurları yok sayan, suçlara meşruiyet getirecek bahaneler bulan, ayıpları örten” kibirli bakış açısıyla yazılmış bir manzumeler bütünüdür.

Dolayısıyla sosyal bilinçaltımız, ”HAYATTA KALAN ve KAZANAN HAKLIDIR” altyazısı ile şekillenmiştir.

Demek ki KİBİR bizim kendimizi hayatın salınımları içinde güçlü ve erişilmez kılma arzumuzla ilgilidir.

Ama konu güçlü olmaksa eğer, kibir bir tür enerji asalağı, bir ömür zararlısı dahi sayılabilir! Ve maalesef ortaya çıkma biçimleri pek çeşitli, basiretimize galip gelmesini sağlayan ayak oyunları ise pek zengindir.

Gizli ya da açık kibrin en belirgin zararı, bizi ”gözlemci ve analitik” olmaktan alıkoymasıdır.

”Aaa bu nasıl alıkoymaksa, beynim durmak bilmiyor! Yazdığım senaryonun haddi hesabı yok.” diyebilirsiniz 🙂 O senaryoların hemen hiç biri ”hakikati” yansıtmaz! Her biri gerçeğin, kibir ve vesvese gölgesinde gözlenmiş ve yarım yamalak algılanmış hallerinden kırıntılar taşır. Ama HAKİKAT denilen bütünden çok uzağa düşer.

Kibir bizi bazen acı vereni görmekten kaçınmaya iter… Bazen de bir durumu göremediğimiz için acı çekmemek – yani topkek olmamak – adına, bize gördüğümüz her öküzün altında buzağı aratır.

Ve bizi istediklerimizi OLDURTMAK adına – saplantılı bir suçlayıcılık ve saldırganlıktan, sürekli kaçak oynamaya, kaybetme korkusu ile donup kalmaktan, anlamsız bir sabır ve sineye çekişe kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılmış – bir dizi tutum geliştirmeye sevk eder.

Reddedilerek rezil olmamak adına hakkımız olanı talep edememek de kibirdendir… Yakaya yapışmak ve had bildirmek de…

Bağımlı bir çaresizlik görüntüsü altında, eninde sonunda birilerini istediklerimizi vermeye mecbur etmek de kibirdendir… Tahtravalliden ilk inen, ilk vaz geçen, ilk ortada bırakan olmak da…

Başkasının hakkını yemek de kibirdendir… Bağımlılık yaratmak ve dolaylı bir üstünlük sağlamak adına hak edilmemiş ödülleri sağa sola saçmak da…

Kibir, nefsi yaralı ve sağlıksız bir şekilde büyük hale getirir… Oysa alıştığımız, kolayımıza gelen hatalarımızı değil, hayatın bize öğretmeye çalıştığı dersleri dikkate alarak yürürsek, yol daha açık, ufuk daha parlak olacaktır!

”NE YAPALIM O ZAMAN? İhtimali görmezden gelmeyi de, ihtimaller içinde kahrolmayı da ”tukaka” ettin… Bize ne kaldı?” diyorsanız… işte cevap;

HUZURUNUZU ve ÖZGÜVENİNİZİ BAŞKALARINA BAĞLI HALE GETİRMEYİN!

İnsan değerli olmaya, mutlu ve anlamlı bir hayat sürmeye dair ”kendince” kurallar biçmiştir. Ve hayatının senaryosunu sürekli olarak bu ”biçili” görünüme uydurmak için hem kendisini, hem de etrafındakileri çekeler ha çekeler…

Ama evrenin senaryosu, her zaman bizimkinden daha ilginçtir 🙂

Biz sınırlı tahayyülümüz ile bu senaryoyu öngöremeyiz… Hele de o vehimli, vesveseli ve kibirli hallerimize büründük mü aklımız fikrimiz hepten karışır! Tepkilerimiz hepten saçma ve boş bir hale bürünür.

Gördüğümüz şeye anlam veremiyorsak, ille de bir senaryo üretmek yerine HAKİKATİ dilemekten başka yapacak bir hareket yoktur.

Ama insana hakikat yetmez… İnsan MÜDAHALE etmenin peşindedir 🙂

Yine de olacaklar olur…  Ya da bazen bizim müdahalelerimiz yüzünden olacak iş olmayıverir… Bu dahi HAYIR’dır!

Zira biz kafaya taktığımız bir yere varmakla ilgilenirken, hayat bize yürümeyi öğretmekle ilgilenir… Biz kendimizi hayattan korumaya çalışırken, hayat bize ”kendimiz” sandığımız karmaşık duygu yumağından korunmayı öğretmeye çalışır.

Yani aslında hikayemiz, özgüven eksikliğimiz yüzünden bir türlü göremediğimiz bir şefkatle sarmalanmıştır 🙂

Kendi korkularınız ile sınırlanmış ve gölgelenmiş doğrularınıza ya da doğru olsun diye direttiğiniz pempe hayallerinize sarılmayın… Zira ancak o zaman GERÇEK’le kucaklaşırsınız.

Olana direnmeyin… Bilmiyorsanız sormaktan korkmayın… Duyduklarınızdan acele sonuçlar çıkartmayın… Bulduğunuz kanıtlar içinden kendi işinize gelenleri seçip senaryonuzu doğrulamayın…

Bırakın gerçek kendiliğinden ortaya çıksın!

Sonuç sizin değerinizi ya da hayatta kalma becerinizi değil, önemsediğiniz şeylerin gerçek değerini ve yolunuzdaki yerini ortaya koyacak ve GERÇEK SİZİ KORKU’nun ve KİBİR’in ZEHRİNDEN ÖZGÜR KILACAKTIR.

Shigeru Umebayashi – Yumeji’s Theme … dinlerken düşünmeye sevk ettği için 🙂

4 thoughts on “KİBİR Hakkında…

  1. Eline,kalemine,yüreğine sağlık..Her zamanki gibi doyurucu,anlamlı,farkındalığımızı arttırıcı yazıydı.Resimlerin ve şarkılarına da hayranım sevgili Juno 🙂 sayende ne çok şey öğreniyoruz.Sağ ol,var ol!

  2. iyi ki varsın ve iyi ki yazılarınla karşılaşma ve yararlanma imkanını bana Rabbim verdi. hayatıma ve duygu-düşünce dünyama kattığın güzellikler için teşekkür ederimmmm… çok teşekkür ederim…

  3. Bravo.Reddedilerek rezil olmamak adına hakkımız olanı talep edememek de kibirdendir… Yakaya yapışmak ve had bildirmek de…

  4. Pingback: KİBİR Hakkında… | Kendi Halinde Bir Hikaye Anlatıcısı | mustafaat

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s