İSTEMEK ve VERMEK Hakkında…

Standard

 

by JAVER

by JAVER

İSTEMEK ve VERMEK insan evladının dengeyi bulmakta en zorlandığı konudur… Zira bu alış-veriş halleri, bize verilen kıymeti ölçmekte kullandığımız bir kritere dönüşür 🙂

İnsan varlığı rahatça sürdürebilmek için bir şekilde ‘’KIYMETLİ’’ olmak ister!

Kimisi bunun için ‘’vazgeçilmez ve yeri dolmaz’’ olmaya…

Kimisi ‘’sürekli memnuniyetsiz’’ olarak etrafındakileri manipule etmeye ve herkeslere kendilerini değersiz ve önemsiz hissettirerek, söz sahibi olmaya…

Kimisi elindeki kaynakları tehdit unsuru gibi kullanarak insanları kendisine ‘’mecbur bırakmaya’’…

Kimisi herkesin boğazına ‘’yutulamayan bir vicdan düğümü’’ olmaya…

Kimisi çatlak, çaresiz, beceriksiz gibi özetle ‘’ehliyetsiz’’ roller üstlenerek, bakım ve ihtimamı garanti etmeye…

Kimisi ‘’her hıyara bir avuç tuzla koşmaya’’…

Kimisi olanlarla onmak ve doymak yerine ‘’her gönüle girebileceğini, her istediğini alabileceğini’’ görmeye…

Kimisi ‘’ ‘’kaybetmekten korkacağı işlere el atmak’’ yerine, ‘’horoz olduğu çöplükle’’ idare etmeye…çalışır.

Ancak bu yöntemler, değersizlik korkumuzu örten kamuflajlardan ibarettir.

Ve kimileri ‘’bencil’’ ya da ‘’utanmazca’’ kimileri ise ‘’fedakarane’’ ya da ‘’accayip onurlu’’ görünse de aslında hepsi ‘’BENLİK’’ davamıza hizmet eden, bize kendimizi ötekiler tarafından ‘’ONAYLANMIŞ’’ hissettiren tutumlardır.

İnsan görünürde her şeyi başkaları için yapabilir, ya da başkaları için hiç birşey yapmayabilir… Özünde ise sadece sisteme dahil olmaya ve orman içinde bir ağaç olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Bu tarzların her birinde EKSİK ve HATAYA AÇIK olan bakış açısı ise şudur;

Memnun edilmeyi ya da başkalarını memnun etmeyi MERKEZE alan her girişim, bir yerde tıkanıklığa uğrayacak, bir yerde dengeyi yitirecek, bir şekilde mutsuzluğa ya da adaletsizliğe yol açacaktır.

O zaman Alış-Veriş’te Adalet ve Sınır nasıl belirlenir?

Varolmak, insana bir sorumluluk yükler; HAYATIMIZI YARARLI VE ANLAMLI KILACAK BİR HİZMET yapmadan içtğimiz suyun, soluduğumuz havanın hakkını veren bir fonksiyonu yerine getirmeden, huzurlu ve doyumlu hissetmemiz mümkün değildir.

Yüreğimiz bunu bildiği için, ”sadece alarak yaşamak” insanı içten içe çürüten, garip bir illete dönüşebilir…

SORUMLULUĞUMUZU İNKAR ETMEK kadar, başkalarının sorumluluğunu ONLARIN ZAAFINA ONAY VERECEK ve SORUMLULUKLARINI GÖZ ARDI ETMELERİNE ÇANAK TUTACAK şekilde üstlenmek de, hakkı İHLAL etmek, ZARAR vermek, ve HAD’di aşmaktır!

Kendimizi beğenmek için, çoğu kez başkalarının beğenisini kazanmaya ihtiyaç duyarız.

Oysa birilerinin beğenisine BAĞIMLI hissetmek kadar büyük bir eziyet, onun tepkilerinden ve kaynaklarından beslenmek kadar riskli bir çözüm, ve insanlarla aramızda böyle göbek bağları kurmak kadar büyük bir çıkmaz yoktur!

MERKEZE ALINACAK TEK HOŞNUTLUK KRİTERİ MERKEZİN RIZASIDIR!

Var olmak, benliğimizi birlikteliklere dahil etmeyi, ENTEGRE olmayı ve varlığımızla birilerinin bazı ihtiyaçlarını gidermeyi kabul etmektir.

Ancak, görevlerimizin kapsamını ve çabalarımızın yönünü ve boyutunu, kendimizi ya da birilerini memnun etmek niyetiyle değil, Yaratan’ı hoşnut etmek niyetiyle ayarlamak en iyisidir… Zira bütün birlikler, hayat içinde değişmeye ve dönüşmeye açıktır ve hiçbiri HER DAİM HAYATİ değildir. Merkez ile olan bağımız hariç…

Gerçekte alan, veren, açan, kapatan, koruyan, gözeten, yani ”bizi yaşatan” RAB’dir. Diğer birliktelikler, sadece vesiledir. Biz kulun değil RABBİN RIZASI için uğraşır ve insanlarla ilişkilerimizde de bunu gözetirsek;

Hayal kırıklığına ya da haksızlık hissine düşmeyiz.

Kimseyi kendi mutluluğumuzdan ya da acımızdan sorumlu tutmayız.

Suçlandığımızda hesabı vicdanımıza verir, bedeli gönül rızasıyla öder ya da içi rahat br biçimde yol ayrımına gideriz.

Birilerini kazanmak ya da kaybetmek bizi korkutmaz… Sonuç umduğumuz gibi olmasa da, hayırlı kabul ederiz.

SAVUNMASIZ veya EKSİK hissetmeyiz! Bu nedenle açık ya da dolaylı saldırı metodlarına ihtiyaç duymaz, bize yönelik saldırılardan korkmayız.

Tatminsiz ya da yönsüz olmaz… Sabrı da, sakinliği de, iyi niyeti de, şükür hissini de, bir cefa bir eziklik ya da bir ego patlaması biçiminde yaşamayız.

Sürünmez ya da uçmaz… Sadece ayaklarımızı güvenle yola basar ve ileri doğru atabildiğimiz her adımdan hoşnutluk duyarız…

O zaman birilerinin ‘’BEN SENİN İÇİN HERŞEYİ YAPARIM’’ demesinden bir ayrıcalıklılık hissi edinmeye çalışmaz… Ya da kimse için ‘’HERŞEYİ YAPMAYA’’ kalkışmaz… Ama Rabbin rızası için görevimiz olduğuna inandığımız hiçbir fedakarlıktan da kaçınmaz… Ve bunların bedelini kimseye ödetmeye ya da değerimizi başkalarından aldığımız karşılıklarla ölçmeye kalkmayız.

Birinin tüm aşk acılarını gidererek kendini de iyileştirmeye çalışmak hakkında bir şarkı 🙂 I’LL TAKE CARE OF YOU… Joe Bonamassa & Beth Hart

10 thoughts on “İSTEMEK ve VERMEK Hakkında…

  1. Karşıdaki insanın bir diğerinde beğendiğinin yine kendisi ile olduğunu unutmaz ise beğenilen kişi, beğeni ben’e mal edilmeden güzelliğe giden bir kapı olarak kullanılabilir.

  2. Gerçek kokan saptamalarla bezenmiş, güzel bir paylaşım…
    Özellikle , kula yapılan bir hizmetin, özde Rabbin varlığına (kuldaki Hak’ka) yapılıyor olduğu
    anlatımınız çok başarılı. Biz kullar, maalesef bize sunulanları (nefsimize hizmet ettiği sürece) zaten hak ediyor olduğumuzu düşünürüz. Oysa her şey bir emirle olmakta, herkes her an sınav vermektedir.

    Teşekkürler, sevgiler…

  3. iyi ki iyi ki iyi ki varsın Junocum. O kadar ihtiyacım varmış ki vesile olmana..Ne mutlu sana. Allah razı olsun.Yüreklerimize değiyorsun..Hep yaz lütfen.Sevgilerimle. ❤

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s