SINIR ADABI Hakkında…

Standard

by Christian Schloe

by Christian Schloe

Bir laf vardır; ”Koca Olsun, Bu Gece Olsun” diye 🙂 İnsan her şeyi hem hemen, hem de tam istediği gibi almak, bulmak, yapmak ister… Benliklerin bekletilmeye ve sınırlanmaya tahammülü yoktur!

Oysa HAYATI MANİDAR ve YAŞANILABİLİR KILAN ŞEY SINIRLARDIR!

Adalet, denge, güven, uyum, işbirliği, destek, uzlaşma gibi hayati kavramların hepsi SINIR anlayışına ve adabına dayalıdır.

Sınırlar hem bizi hem de diğerlerini sınırlar 🙂

İlişkilerde beklenti ve fedakarlık olmadan yakınlık kurmak, beklentilerimize ve fedakarlığımıza ”uygun sınırlar” koymadan da uzlaşmak mümkün değildir…

Peki sınırları belirleyen nedir?

Sınır adabı kazanmak, bireysel çıkar, arzu ve tercihlerimizin DİĞER BİREYLER’in tercihleri ile daha da önemlisi ZAMANIN KALİTESİ ile uyumlu olmayabileceğini öğrenmekten geçer…

”Siz neye hazırsanız o size hazırdır” diye bir ifade vardır… Bu cümleyi ilk kez duyan herkes duyduğundan pek hoşlanır 🙂 Sanki evren bize ”İste Olsun” türünden sınırsız bir vaat, SECRET’vari bir garantili geçiş kartı sunmaktadır… Oysa derinindeki anlamı duymak ve üzerinde düşünmek gereken bir ifadedir!

Evren bizim her istediğimizi, tam istediğimiz gibi ve istediğimiz zamanda değil, ”Almaya HAZIR” olduğumuz dersi tam gereken zamanda sunar! Dünya benlik duygumuzu pohpohlamak için değil, törpülemek ve uygun şekle sokmak için dizayn edilmiş bir çalışma sahasıdır 😀

Zaten savaş, sefalet, saldırganlık, tecavüz, açlık gibi TV’de seyretmeye dayanamadığımız tüm haberler de, MAALESEF törpülenmemiş, uygunsuz formatlanmış benlik duygularının toplumsal alana yansımalarından ibarettir…

– Arzuyu ihtirasa ve ”ne pahasına olursa olsun” kazanma hırsına

– Kendimizi koruma arzusunu her şeyden kaçınmaya ve hatta sevgisizliğe

– Kırgınlık ya da hayal kırıklığını öz-yıkıma ya da intikam hissine

– Tatmin olma ihtiyacını özensizliğe, saygısızlığa, hatta saldırganlığa

– İyilik etmeyi ya da sorumluluk almayı diğerlerinin yerine yapmaya hatta onları pasif hale getirmeye

– Onay alma ihtiyacını elde etme mücadelesine ve nihayet karşımızdakinin duygusal ve fiziksel sınırlarını işgal etmeye çevirdiğimizi

GÖRMEK İSTEMEYİZ! Ama bunların bize yapılmasından da hiiiç haz etmeyiz…

Oysa en AŞILMAZ SINIRLAR, başka insanların tercihleridir. Biz onları değil, ancak kendi sınırlarımızı sorgulayabilir ve değiştirebiliriz.

SINIR ADABI çift taraflı bir konudur!

Bazen bize yapılan sınır ihlallerine nasıl karşılık vereceğimizi bilmez, kaybetme korkumuzdan, güven eksikliğimizden, öz-saygı yoksunluğumuzdan, öncelik belirlemekteki beceriksizliğimizden; kısaca HAYIR sözcüğünü uygun yerde kullanma eksiğimizden dolayı sınırlarımızın ihlal edilmesine seyirci kalırız!

Eğer uzlaşmalar ya da teslimiyetler, bizim ÖZSAYGI sınırlarımızı ihlal edecek kadar zorlayıcı geliyorsa, ama biz yine de HAYIR DİYEMİYORSAK… Değerlendirme sistemimizde mutlaka onarılması gereken bazı UYGUNSUZ önkabuller ve yanılgılar vardır!

Ve hepimizin varlığını kabul etmesi gereken bir büyük sınır da, ZAMAN’dır. Zamanı geri döndüremeyiz. İleri de alamayız. Biz sadece bugünü yaşayabilir, geçmişin izlerini bugün attığımız adımlarla temizleyebilir, geleceğin yolunu bugün yapacağımız başlangıçlarla açabiliriz…

Sınır adabı, yalnız yoksunluğu farketmek değil, elinde olanın da kıymetini bilmek ve onu iyi kullanmaktır!

Ve hayat aşılmaz bir sınıra dayandığında, çözüm o sorunun dışına çıkmaktır!

Mutsuzluğun, umutsuzluğun, kendimizle kavganın bir sınırı vardır! Sınıra dayandığımızda yapılacak iş, o ruh halini, o boş arayışı, o korkuyu, o pişmanlığı terk edip, ”Geldiğim noktada yola nasıl devam etmeliyim?” sorusunu sormaktır. Kayıp ve kazançlarımızı olduğu gibi kabul edip, neyin kayıp neyin kazanç olduğunu idrak etmeyi de yine zamana bırakmaktır…

Peki BÜTÜN SINIRLAR ANLAMLI MIDIR?

Sınırları belirleyen ”akıl yürütme biçimimiz” ise, bu biçimin bir başka insanınkine ya da içinde yaşadığımız sisteme uygun olup olmayacağı her zaman tartışmaya açıktır.

Öte yandan sınırları belirleyen ”duygusal eğilimlerimiz” ise, bunların yolumuza uygun ya da gerçekçi olup olmadığı da her zaman tartışmaya açıktır.

ÖMÜR SINIRLARIMIZI TARTIŞMAKLA ve YENİDEN YAPILANDIRMAKLA GEÇER…

Hayat yapar, bozar, döker, toplar, kırar ve onarır…  Bütün bu oluşun içinde hem hayatla birlikte DÖNÜŞMEK hem de İYİLEŞMEK için sınır adabımızın yenilenmesi şart olur.

Eğer ileri gitmekse niyetimiz, dileyelim ki hayat yolumuzu destekleyen sınırlarımız olsun… Ve bu sınırları vicdanımız ve öze-saygımız ile belirlemek nasip olsun!

Yolları bile etraflarındaki sınırlar yüzünden takip etmek mümkün olur… O zaman bu parça yolu bulmak için sınırları gözden geçiren yolculara gelsin…

WAYFARING STRANGER – Eva Cassidy

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s