BOLLUK ve YOKLUK Bilinci Hakkında…

Standard

by Lu Jianjun

by Lu Jianjun

Herkes mutlu olmak ve kendinden hoşnut bir hayat sürmek ister… Yani sorduğunda herkes ”EVET İSTERİM” der.

Der de… acaba mutluluk ve kendinden hoşnutluk tanımlarımız ile bizi sessizce yöneten iç dinamiklerimiz her zaman birbirine uygun mudur? Bizi bitmek bilmeyen bir mutsuzluğa sürükleyen, mutlu olmak adına benimsediğimiz tutumlar olabilir mi?

– Başarısızlık korkusu, kendini sevmeme eğilimi, bizi en küçük bir ulaşılamama ihtimali olan her hedeften uzak durmaya yöneltiyor olabilir mi? Ya da kaybetme ihtimalini hissettiğimiz anda değer verdiğimiz işi ya da ilişkiyi biz yarı yolda bırakıyor olabilir miyiz?

– Kendimize olan güvensizliğimiz insanları sürekli olarak ”daha fazlasını” vermeye zorlamamıza neden oluyor ama aldığımız hiçbirşey bize ihtiyacımız olan özdeğer algısını sağlamıyor olabilir mi?

– Mutlu olmayı hak etmediğimiz ya da basitçe ”DEĞERLİ” olmadığımız gibi bir algı yüzünden, bize karşılık verip vermediğini hiç dikkate almadan, sürekli etrafımızdakileri besliyor ve onları çok mutlu edersek değersiz varlığımızı vazgeçilmez hale getirebileceğimizi umuyor olabilir miyiz?

– Acaba bütün hayal kırıklıklarımızın temelinde bizim de ihtiyaçlarımız olduğunu ifade etmeme alışkanlığımız, karşımızdakileri eşitimiz kabul etmeme eğilimimiz yatıyor olabilir mi? Acaba biz şefkatimiz ve vericiliğimiz ile kibirimizi ve hakimiyet tutkumuzu perdelemeye mi çalışıyoruz?

– Çocukluk anılarımız içinde ”haz aldığı şeylere teslim olmak” konusunda aşırı alerjik olmamıza neden olan deneyimler mi var? İçimizdeki ”GEVŞEME” diyen ses, bizi hep ”mecburi hizmet” tadındaki seçimlere yöneltiyor ve zevk alabileceğimiz hiçbirşeye alışmamak hatta tadını almamak yönünde baskılıyor olabilir mi?

– Mutlu olmaya, haz almaya olan düşkünlüğümüz kontrolsüz bir hal alıyor ve bizi kendimizden hoşnut olmadığımız durumlara da düşürüyor olabilir mi? Koşulları, başkalarının sınırlarını ve en çok da kendi kaynaklarımızı aşırı derecede zorluyor ve durulması gereken yeri ısrarla es geçiyor olabilir miyiz? Sınır adabı kazanmak, gerekli & yeterli olanla hoşnut olmak, tatminsizlik ve duyarsızlık noktasına varana kadar tüketme alışkanlığımıza bir dur demek, içimizdeki yetersizlik ve yoksunluk hissini sürekli dıştan gelen BİŞEYLER ile doldurmak yerine kendimize saygı ve sevgi duymaya başlamak zamanı gelmiş olabilir mi?

– Mutluluğumuzun birilerine ya da birşeylere bağımlı olması düşüncesi bizi çok ürküttüğü için, ihtiyacımız olanların bize verileceğine, beklediğimiz yerden olmasa da uygun olan başka bir kaynaktan aradığımızı bulabileceğimize bir türlü inanamıyor olabilir miyiz? Bu korku ile arzularımızla aramızda duranları ya da arzu nesnelerimizi fazlasıyla zorluyor, gereksiz yere kontrol altında tutmaya çalışıyor, vehim ve vesveselerimizle kendimize ve etrafımızdakilere hayatı zehir ediyor olabilir miyiz?

– Her şeyin geçici olduğu ya da eninde sonunda tükendiği ya da bugün yanımızda olanın yarın bizi terk edebileceği düşüncesi bizi hep ihtiyacımız olandan fazlasını biriktirmeye, ya da daima yedekli çalışmaya, taşıyamayacağımız kadarını kucaklamaya, hakkını veremediğimiz kadarına talip olmaya, elde ettiklerimize özen göstermek yerine, enerjimizi hep bir sonraki hedefe odaklamaya itiyor olabilir mi?

– Hayatın insafına kalmış olma fikri bizi paniğe mi sokuyor? Bizi mutlu edeceğini bildiğimiz şeylere yönelip sonra aniden onların düşündüğümüz kadar keyifli ya da elde tutulabilir olmadığını görerek hayal kırıklığına uğrama riskini almak yerine, ”en yüksek dağa çıkıp en derin denize dalmak” peşine düşüyor yani zaten yoksunluk hissi, gerilim ve mutsuzluk getireceğini bildiğimiz bir hedefe yönelip ”kendi seçimimizle hoşnutsuz” olmanın güvenli kıyılarında boğuluyor olabilir miyiz? Hayat bizi sırtımızdan vuracağına biz ona meydan okuyup onu karşımıza alıyor ve hiç değilse ne yaptığını görebileceğimiz bir yerde tutmaya mı çalışıyoruz? Ya bu arada görüş alanımız dışında kaldığı için kaçırdıklarımız…

Hayat kaotik bir görünümün altında öyle bir dengeye sahiptir ki Dostlar… Hiç bir yapılan karşılıksız kalmaz ve hiç bir ödül bedelsiz olmaz!

Biz hayatı kontrol edemeyiz… Sadece kendimizi kontrol edebiliriz. Ama bu dahi DENGE ile mümkündür!

Beklentilerimiz, verme kapasitemiz, sabrımız, dayanıklılığımız, tüketimimiz, gayretimiz, başarı arzumuz, risk alma iştahımız, sınır koyma eğilimimiz HAYAT İLE UYUMLU olmamızı sağlayacak bir dengede olmalıdır…

Yoksa VARLIN İÇİNDE YOKLUĞU ve HOŞNUTSUZLUĞU YAŞAR ve kendimizi asla tatmin olmuş hissedemeyiz.

Elbette bazen de maddi ya da manevi anlamda bir yoksunluk deneyimi çıkar yolumuza… Yokluğun içinde varlığı, sınırların içinde bolluğu ve iç huzurunu deneyimlemek içinse;

– Kaygılarımızla kendimizi müebbet hapse mahkum etmek yerine, sisteme güvenmeyi tercih etmemiz,

– Neyi kaybedersek kaybedelim, kendisine saygı duyacağı seçimleri yapan biri olma gücünü kaybetmememiz,

– Ne kadar az imkana sahip olsak da daima yararlı olabilecek bir şeyler yapabileceğimizi unutmayıp, elimizden geleni sakınmamamız,

– Kısıtlı koşullar içinde de sağlıklı, güvenli ve ayakta kalmamızı sağlayan minicik mucizeleri şükür ve coşkuyla bağrımıza basmayı ve bütün bunların içinden bize uzanan YARATAN’ın elini tutarak huzur bulmayı bilmemiz gerekir…

Bize AİT olan ve asla bizden alınamayacak tek şey bizi yaratan sistemle olan göbek bağımızdır! O bağ hayat yolumuz tükenmediği sürece bizi destekler ve biz ondan destek almayı ihmal etmediğimiz sürece bizi besler ve güvende tutar.

GOD BLESS THE CHILD – Billie Holiday … Biz hayatta ne elde edersek edelim, ya da neyi kaybedersek kaybedelim, asıl rızkımızın Yaratan’dan geldiği hakkında nefis bir blues 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s